X

Anadolu Yakası Travesti Hayatında Aşk mı Daha Yoğun, Şehvet mi?

İstanbul’un Anadolu Yakası… Gündüzleri kalabalık caddeler, trafik ve koşuşturmayla geçen bu yakada, geceleri bambaşka bir hayat başlıyor. Kadıköy’den başlayıp Maltepe’ye, oradan Kartal sokaklarına uzanan gizemli dünyada travestilerin hayatı, aşk ile şehvet arasında ince bir çizgide akıyor.

Gündüzün Sessizliği, Gecenin Sahnesi

Travestilerin gündüzleri çoğu zaman sıradan ve sessizdir. Kimileri çalışır, kimileri evde zaman geçirir. Ama gece olduğunda sahne açılır. Sokak lambalarının altında özgüvenli adımlar, neon ışıklarıyla parlayan kulüpler ve fısıltılarla başlayan sohbetler, Anadolu Yakası gecelerine bambaşka bir enerji katar.

Aşkın Masum Yüzü

Pek çok kişi travesti hayatını sadece erotizmle bağdaştırsa da, işin içinde aşk da vardır. Anadolu Yakası’nda travestilerin anlattığı hikâyeler, gizli yaşanan sevdaları gözler önüne seriyor. Kimi zaman bir müşteriyle başlayan yolculuk, yıllara yayılan bir aşka dönüşebiliyor. Saklı buluşmalar, gizli mesajlar ve içten gülüşler… Bu aşklar, görünmeyen ama en derin izleri bırakan yaşantılar.

Şehvetin Yakıcı Cazibesi

Ama elbette işin bir de şehvet tarafı var. Kadıköy’ün dar sokaklarında, Bostancı sahilinde veya Maltepe’nin gece kulüplerinde yaşanan erotizm, başlı başına bir cazibe. Dudaklardan dökülen kahkahalar, yüksek topuk sesleri ve tenin çağrısı… Şehvetin yoğunluğu, Anadolu Yakası travesti gecelerinin en unutulmaz parçası.

Hangisi Daha Ağır Basıyor?

Aslında bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişiyor. Kimisi için aşk, en saf haliyle yaşanan bir güven alanı. Kimisi içinse şehvet, özgürlüğün en tutkulu yansıması. Ama çoğu travesti için gerçek hayat, bu ikisinin iç içe geçtiği yerde başlıyor. Çünkü aşk olmadan şehvet eksik, şehvet olmadan da aşk yarım kalıyor.

O gece Kadıköy’den vapurdan inip Moda’ya doğru yürüyordum. Sahilde rüzgâr sert esiyordu, denizin tuzlu kokusu burnuma çarpıyordu. Kafamda tek bir soru vardı: Travesti hayatında aşk mı daha güçlüydü, yoksa şehvet mi?

Bir köşe başında gördüm onu. Uzun siyah saçları rüzgârla savruluyor, diz üstü kırmızı elbisesi ışıkta parlıyordu. Yüksek topuklarının sesi kaldırımda yankılanırken, bakışları bir anlığına bana takıldı. O bakışta hem davetkâr bir erotizm, hem de derinlerde saklı bir hüzün vardı.

Yanına yaklaşmak için cesaret topladım. “Gece uzun olacak gibi,” dedim. Gülümsedi. “Buralarda her gece uzun,” diye karşılık verdi. Ve birlikte Moda sahiline doğru yürümeye başladık.

Yolda bana hayatından bahsetti. “Çoğu insan bizim dünyamızı sadece şehvetle anıyor” dedi, “ama aşk da var. Bazen gizli, bazen yarım, ama hep var.” Konuşurken gözleri uzaklara daldı. O an fark ettim ki, yaşadığı her hikâyede hem tutkunun izleri, hem de kırık bir aşkın gölgesi vardı.

Bir banka oturduk. Şehir ışıkları denizin üzerinde titriyordu. Sessizlik bir süre aramızda dolaştı. Sonra bana dönüp dudaklarını hafifçe araladı. Öptüğünde kalbim hızla çarpmaya başladı. Dudaklarının sıcaklığı, şehvetin yakıcı tarafını hissettirirken, bakışlarının içtenliği aşkın masum yanını ortaya çıkarıyordu.

Gece ilerledikçe zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Kahkahalar, küçük dokunuşlar, denizin sesi… Her şey bir filmin sahnesi gibiydi. Ama sabaha karşı vedalaşma vakti geldiğinde, gözlerindeki kırgınlık bana çok şey anlattı.

Aşk mı daha yoğundu, şehvet mi? O gece öğrendim ki; aslında ikisi birbirini tamamlıyordu. Onun dünyasında aşk olmadan şehvet anlamsız, şehvet olmadan da aşk eksikti. Ve işte tam da bu yüzden, Anadolu Yakası travesti hayatı büyüleyici bir sır olarak kalıyordu.

travestiment_r3u104: