Bu soru genelde bir merakla soruluyor ama altında küçük bir şaşkınlık da oluyor. Sanki “travesti” kelimesiyle “entelektüel” yan yana gelince bir uyumsuzluk varmış gibi. Oysa Avrupa Yakası’nda biraz vakit geçiren biri için bu soru çok da yabancı değil.
Avrupa Yakası travestileri tek tip değil. Zaten kim öyle ki? Aynı sokakta, aynı kafede, hatta aynı masada bile bambaşka dünyalar yan yana durabiliyor. Kimi sanatla iç içe, kimi edebiyatla, kimi politikayla, kimi de hayatın kendisiyle fazla haşır neşir.
Entelektüellik Nerede Başlıyor?
Entelektüellik sadece kitap raflarıyla ölçülen bir şey değil. Bazen iyi bir filmi doğru yerinden yorumlamak, bazen bir şarkının alt metnini yakalamak, bazen de bir tartışmada sözü nereye koyacağını bilmek.
Avrupa Yakası’nda yaşayan birçok travesti için bu tür şeyler gündelik hayatın parçası. Kadıköy’de bir sergi çıkışında sanat konuşan da var, Cihangir’de bir kafede felsefe tartışan da. Ama bunlar gösteriş için yapılmıyor. Kimse “bak ben entelektüelim” demiyor. Zaten diyen de pek ciddiye alınmıyor.
Hayat Okulu Diye Bir Şey Var
Bir de şu tarafı var: Travestilerin çoğu hayatı erken yaşta öğreniyor. Dışlanmak, tutunmak, kendini savunmak, ayakta kalmak… Bunların hepsi insana ister istemez bir bakış açısı kazandırıyor. Belki akademik değil ama derin.
Bir travestinin şu cümlesi çok şey anlatıyor:
“Herkes üniversite okuyabilir ama herkes hayatı bu kadar yakından tanıyamaz.”
Bu da bir tür entelektüellik değil mi?
Avrupa Yakası’nın Etkisi
Avrupa Yakası’nın kendine has bir kültürü var. Tiyatro, sinema, müzik, sokak dili… Travestiler de bu kültürün dışında değil, tam ortasında. Doğal olarak etkileşim artıyor. Sohbet derinleşiyor. Konular çeşitleniyor.
Ama burada önemli bir nokta var: Kimse kimseyi temsil etmiyor. “Avrupa Yakası travestileri entelektüeldir” demek de doğru değil, “değildir” demek de. Çünkü mesele kimlik değil, insan.
Sonuçlarıns Yerine
Belki soruyu şöyle sormak daha doğru olurdu:
İnsanlar neden bazı kimliklerden entelektüel olmasını beklemiyor?
Avrupa Yakası travestileri arasında çok okuyan da var, hiç okumayan da. Ama düşünen, sorgulayan, gözlemleyen çok fazla insan var. Ve bazen entelektüellik, tam da burada başlıyor.
Sessizce. Gösterişsizce. İnsan gibi.
Avrupa Yakası’nda Yaşayan Bir Travestiyle Söyleşi
– Sana sık sık sorulan bir soru var: “Avrupa Yakası travestileri entelektüel mi?” Ne düşünüyorsun bu soruyla ilgili?
Gülüyorum açıkçası. Çünkü bu soru aslında bizi değil, soranı anlatıyor. Sanki entelektüellik belli kimliklere aitmiş gibi. Oysa düşünmek, sorgulamak, merak etmek… Bunlar kimlik sormuyor.
– Peki sen kendini entelektüel biri olarak görüyor musun?
Hayır, o kelimeyi kendim için kullanmam. Ama okurum, izlerim, dinlerim. Bir filmden sonra “ne anlatmak istedi” diye düşünürüm. Bazen bir cümle günlerce kafamda döner. Belki entelektüellik dediğiniz şey tam da budur ama ben buna sadece merak diyorum.
– Avrupa Yakası bu anlamda seni besliyor mu?
Kesinlikle. Burada insan çok şeye maruz kalıyor. Sergiler, tiyatrolar, sokak sohbetleri… Bir kafede yan masada dönen muhabbet bile bazen ufkunu açabiliyor. Avrupa Yakası biraz böyle, kulaklarını açık tutarsan çok şey duyuyorsun.
– Travestilerin hayat tecrübesi bu bakış açısını etkiliyor mu sence?
Etkilemez olur mu? Dışlanıyorsun, gözleniyorsun, bazen yanlış anlaşılıyorsun. Bunlar insanı ister istemez düşündürüyor. Hayat sana soru soruyor, sen de cevap arıyorsun. Bu da bir tür öğrenme aslında.
– İnsanlar seni ilk tanıdığında entelektüel bir sohbet bekliyor mu?
Genelde hayır. Daha çok kalıp yargılarla geliyorlar. Ama iki dakika konuşunca şaşıran çok oluyor. “Aa bunu bilmiyordum” diyenler var. O an biraz üzülüyorum aslında. Çünkü bu şaşkınlık bile bir önyargıdan geliyor.
– Entelektüellik sence ne değil?
Gösteriş değil. Sürekli alıntı yapmak değil. Her konuda fikri varmış gibi konuşmak hiç değil. Bence entelektüellik biraz susmayı da bilmektir. Bazen dinlemek, bazen “bilmiyorum” diyebilmek.
– Avrupa Yakası travestilerini tek bir kelimeyle anlat desek?
Çeşitli. Çok çeşitli. Aramızda şiir yazan da var, hiç kitap okumayan da. Ama hayatı çok iyi okuyan insanlar var. Bu da küçümsenecek bir şey değil.
– Son olarak bu soruyu soranlara ne söylemek istersin?
Şunu söylemek isterim: Entelektüel olmak bir kimlik değil, bir hâl. Ve o hâl, beklemediğiniz yerlerde karşınıza çıkabilir.
Söyleşi burada bitiyor. Ama aslında bitmiyor. Çünkü bu sohbet, Avrupa Yakası’nın herhangi bir sokağında, herhangi bir kafesinde, herhangi bir anda yeniden başlayabilir.