1. Şehrin Gürültüsünde Bir An
Bakırköy’ün kalabalığı her zamanki gibi aceleciydi. Tramvay sesleri, korna gürültüsü, vitrin ışıkları… İnsanlar bir yerlere yetişiyor ama kimse tam olarak nereye gittiğini bilmiyor gibiydi. İşte tam o köşede, herkesin her gün yüzlerce kez geçtiği ama kimsenin gerçekten bakmadığı bir noktada Esla duruyordu.
Ne bağırıyordu, ne dikkat çekmeye çalışıyordu. Sadece oradaydı. Varlığıyla.
2. Esla Kimdir?
Esla’yı tanımlamak zor. Çünkü onu tek bir kelimeye sığdırmak mümkün değil. Dışarıdan bakıldığında cesur, kendinden emin, hatta biraz gizemli biri gibi duruyor. Ama konuşmaya başladığında sesindeki yumuşaklık, bakışlarındaki kırılganlık hemen fark ediliyor.
O, sadece bir figür değil. Bir hikâye.
Bir hayat.
Bir şehir karakteri.
3. Şehvet: Sadece Bedensel Bir Şey mi?
Şehvet çoğu insan için sadece fiziksel bir dürtü gibi algılanır. Oysa Esla’ya göre şehvet, çok daha derin bir şey:
“Şehvet bazen dokunmak değil, sadece bakılmak isteğidir. Bazen arzulanmak değil, gerçekten görülmektir.”
Şehvet, burada bir istekten çok bir var olma hali gibi. İnsanların birbirine yaklaşma biçimi. Kendini ifade etmenin, görünür olmanın bir yolu.
4. Köşe Başı Metaforu
O köşe başı aslında sembolik.
Ne tam merkezde, ne tamamen dışında.
Tıpkı Esla gibi.
Toplumun tam içinde ama hep biraz kenarında. Herkes görüyor ama kimse gerçekten tanımıyor. Köşe başı, hem beklemek hem gözlemlenmek hem de kendini savunmak zorunda kalmak demek.
5. Bakışlar ve Sessiz Diyaloglar
En ilginç olan şey, orada geçen konuşmaların çoğunun sözsüz olması. İnsanlar geçerken bakıyor, sonra kafasını çeviriyor. Bazıları merakla, bazıları yargıyla, bazıları ise sadece içindeki bir boşluğu doldurur gibi.
Esla ise bakışlara alışkın. Ama her bakış aynı değil. Kimisi tüketici, kimisi gerçekten meraklı. Aradaki farkı çok iyi biliyor.
6. Şehvetin Psikolojisi
Buradaki şehvet, cinsellikten çok insanın kendini hissetme ihtiyacı ile ilgili.
Beğenilmek.
Arzu edilmek.
Fark edilmek.
Esla için şehvet bazen bir güç, bazen bir savunma mekanizması. İnsanların ona yüklediği anlamlarla kendi kimliği arasında sürekli bir denge kurmaya çalışıyor.
7. Gece ve Gündüz Arasındaki Fark
Gündüz Esla daha sessiz. Şehir daha yargılayıcı.
Gece ise her şey değişiyor. Işıklar, insanlar, enerjiler… Herkes biraz daha kendisi gibi.
Gece, Esla’nın da daha rahat nefes aldığı zamanlar. Çünkü karanlık bazen saklamak değil, özgürleştirmek demek.
8. Asıl Hikâye: Görünmek
Bu hikâyede asıl mesele şehvet değil aslında.
Asıl mesele: görünmek.
Esla’nın durduğu köşe başı, birçok insanın iç dünyasındaki bir noktayı temsil ediyor. Hepimiz bazen oradayız:
Görülmek istiyoruz ama yargılanmaktan korkuyoruz.
Yaklaşmak istiyoruz ama reddedilmekten çekiniyoruz.
9. Sonuç: Esla Bir Kişi Değil, Bir Ayna
Esla’yı özel yapan şey, sadece kim olduğu değil. İnsanlara kendilerini hatırlatması. Bastırdıkları arzuları, yalnızlıklarını, meraklarını.
Belki de Esla’ya bakan herkes, aslında biraz kendine bakıyordur.
Ve şehvet, çoğu zaman sandığımız gibi bir “beden meselesi” değil;
insanın kendini canlı hissetme çabasıdır.