Beylikdüzü, İstanbul’un modern yüzlerinden biri. Geniş bulvarları, ışıltılı rezidansları ve sahile inen sokaklarıyla gündüzleri sıradan bir semt gibi görünür. Ama gece olduğunda bu semtin bambaşka bir yüzü açığa çıkar. İşte bu yüzün ardında travestilerin sırrı saklıdır: aşk ve şehvetin iç içe geçtiği bir dünya.
Gündüzden Geceye Değişen Atmosfer
Gün boyu ailelerin dolaştığı, çocuk seslerinin duyulduğu parkların çevresi, gece yarısı gizli bir sahneye dönüşür. Yüksek topuk sesleri, parfüm kokuları ve neon ışıkları, Beylikdüzü sokaklarına bambaşka bir cazibe katar. Bu atmosferde sıradan bakışlar bile erotik bir davete dönüşür.
Aşkın Gizli Yüzü
Travestilerin hayatında aşk, çoğu zaman gizli kapılar ardında yaşanır. Kimi zaman kısa süreli ve yoğun bir tutku, kimi zaman da yıllarca süren bir bağlılık… Beylikdüzü’nde travestilerin anlattığı hikâyelerde, yasaklı aşkların göz kamaştıran ama bir o kadar da kırılgan yüzü kendini gösterir. Bu aşkların en çarpıcı yanı, en karanlık gecelerde bile umutla parlayan bakışlardır.
Şehvetin Daveti
Beylikdüzü travestilerinin gecelerinde şehvet, adeta görünmez bir enerji gibi havada dolaşır. Dudaktan dökülen kahkahalar, kulüplerden yükselen müzik, arabaların yavaşlayan farları… Hepsi birleştiğinde erotizmin en yoğun hali hissedilir. Bu şehvet dolu dünyanın cazibesi, yabancıları bile içine çeken bir mıknatıs gibidir.
Sırların Dünyası
Travesti hayatı, dışarıdan bakıldığında sadece eğlence gibi görünebilir. Oysa içinde aşkın kırılganlığı, şehvetin yoğunluğu ve özgürlüğün cesareti vardır. Beylikdüzü travestilerinin sırrı da burada saklıdır: hem kendileriyle hem de başkalarıyla yaşadıkları bu gizemli denge.
Bir Gece Beylikdüzü’nde: Aşk ve Şehvet Arasında
O gece Beylikdüzü sahiline inen sokaklardan birinde yürüyordum. Saat gece yarısını geçmişti. Havanın serinliğiyle birlikte içimde garip bir heyecan vardı. Sokak lambalarının loş ışığında, ince topuk sesleri yankılanıyordu. Sesin sahibini gördüğümde gözlerim istemsizce üzerine kilitlendi.
Koyu mor elbisesi dizlerinin hemen üzerinde bitiyor, uzun siyah saçları omuzlarından aşağıya dökülüyordu. Dudaklarındaki kırmızı ruj ve bakışlarındaki kendinden emin tavır, bir anda bütün sokakları boşaltıp sahneyi ona bırakmış gibiydi.
Yanından geçerken bana dönüp hafifçe gülümsedi. “Gece uzun, kaybolma buralarda” dedi. O anda fark ettim ki bu sıradan bir karşılaşma değildi.
Birlikte sahil tarafına yürüdük. Kordon boyunca ilerlerken bana hayatından bahsetmeye başladı. “Gündüzleri sıradan biriyim” dedi, “ama gece olduğunda bu sokaklar benim sahnem.” Söyledikleri kadar bakışlarında da bir samimiyet vardı.
Bir banka oturduk. Denizden gelen rüzgâr saçlarını savuruyordu. Konu, hayatın zorluklarından açıldı. “Aşk kolay değil bizim için” dedi, “çoğu zaman gizli yaşanır, çoğu zaman da yarıda kalır. Ama yine de aşkın tadını bilen, onsuz yapamaz.”
Sözleri içime işledi. O an, sadece erotizmin değil, insan olmanın en kırılgan yanlarını da hissettim. Göz göze geldiğimizde sessizlik daha çok şey anlattı. Dudaklarıma dokunduğunda kalbim deli gibi atıyordu. O öpücük, hem yasaklı hem de özgür hissettiren bir büyü gibiydi.
Sabaha karşı yollar ayrıldı. Güneş doğarken sahil sessizleşti. O sokakta yaşananlar kimseye anlatılmadı, ama benim için unutulmaz bir sır olarak kaldı.

