Bazen insan, bir kahve molasında bile hayatın ön yargılarını sorgulamaya başlar. O gün Beylikdüzü’nde, yağmurdan kaçarken sığındığım küçük bir kafede tanıştım onunla. Sade bir kahve söylüyordu, ama bakışlarında derin bir yorgunluk vardı. Sonradan öğrendim, adını “Melis” olarak kullanıyordu.
İlk başta fark etmemiştim travesti olduğunu. Sadece sakin, zarif bir kadındı gözümde. Sohbet ilerledikçe bana açık yüreklilikle yaşadıklarını anlattı: “İnsan bazen kendisi olmanın bedelini çok ağır ödüyor” dedi, sigarasını titrek parmaklarla tutarken. O an içimde bir şey koptu — çünkü yüzündeki tebessüm, yaşadığı tüm acılara rağmen hâlâ ışık saçıyordu.
Melis, sahneye çıkan, müzikle insanları güldüren biriydi ama akşam eve döndüğünde çoğu zaman sessiz bir yalnızlıkla baş başa kalıyordu. “Ben güçlü görünmek zorundayım,” dedi, “çünkü bir kere yıkılırsam, kimse elimden tutmaz.”
O gün, Beylikdüzü’nde tesadüfen tanıştığım o kadından çok şey öğrendim. Cesaretin, makyajın altında değil; insanın kalbinde olduğunu. Hayatı boyunca dışlanan birinin, yine de insanlara gülümsemeyi seçebilmesi bana unutulmaz bir ders verdi.
Şimdi ne zaman Beylikdüzü’nden geçsem, o kafenin önünden yavaşlarım. Belki Melis hâlâ oradadır, yeni birine hayatın önyargısız yanını anlatıyordur.
Yazan: Bir Beylikdüzü Yolcusu
Bazen hayatın en unutulmaz derslerini bir kahve molasında alırsınız. Öyle planlı bir karşılaşma değil… tamamen tesadüf, ya da belki de bir “rastlantının öğretisi.” O gün Beylikdüzü’nde yağmurdan kaçarken bir kafeye sığındım. Küçük, loş ama sıcacık bir yerdi. Camın buğusuna parmağıyla kalp çizen bir kadının yanında boş masa vardı.
“Buyurun, oturun,” dedi gülümseyerek. Sesinde garip bir dinginlik, gözlerinde ise yorgun bir zarafet vardı. Sohbet ilerledikçe adının Melis olduğunu öğrendim. Aslında uzun zamandır bu semtte yaşıyor, sahne alıyor, ama çoğu zaman yalnızlıkla mücadele ediyormuş.
“Biliyor musun,” dedi, “insan bazen sadece var olduğu için yargılanıyor. Ama ben yine de her sabah aynaya bakıp gülümsüyorum. Çünkü ben olmaktan utanmıyorum.”
Bu cümle, belki de tüm o yağmurlu günü anlamlı kıldı. Bir kahve eşliğinde, önyargıların ne kadar sığ, insanların ne kadar derin olabileceğini gördüm. O an fark ettim ki “travesti” kelimesi toplumda bir etiket gibi dursa da, o etiketin ardında da hayalleri, kırgınlıkları, kahkahaları olan bir insan var.
Melis, kahvesini bitirip “Ben sahneye geç kalacağım,” dedi. Ayağa kalkarken yüzünde bir tebessüm vardı. Ardında bıraktığı sadece bir sandalye değil; içimde yankılanan bir cümleydi:
“Görmezden gelinen insanlar, aslında en çok hayatı hissedenlerdir.”
Beylikdüzü’nden her geçtiğimde o kafeye bakarım. Belki yine oradadır; belki başka birine, bir kahve molasında, hayatı biraz daha anlamlı kılacak bir şeyler anlatıyordur.