Şehrin Sessiz Kıyısı
İstanbul, kalabalığıyla ünlüdür; ama Beylikdüzü geceleri başka bir şey fısıldar insana. Sahil yolundan yükselen rüzgâr, boş sokaklarda yankılanan ayak sesleri… Burada geceler hem dingin hem de gizemlidir. Ve o gizemin içinde, travestilerin tutkuyla yoğrulmuş hikâyeleri saklıdır.
İlk Bakışın Çekimi
Bir akşamüstü Beylikdüzü’nün ara sokaklarından birinde rastladım ona. Siyah elbisesi rüzgârla dalgalanıyordu. Bakışları, şehrin gürültüsünü susturacak kadar derindi. O an anladım: İstanbul’un kalbi, bazen Taksim’de değil, işte bu sessiz semtte atıyordu. Ve bu kalbin ritmi tutkuydu.
Tutkunun Çifte Yüzü
Travestilerin hayatı her yerde aynı değildir. Beylikdüzü’nde bu hayat, hem özgürlüğün hem de kısıtların iç içe geçtiği bir sahnedir. Bir yanda kahkahalarla dolu bar masaları, bir yanda hüzünle örtülmüş yalnızlıklar… Tutku da tam burada doğar: kahkahanın içinde gizlenen gözyaşından.
Geceye Düşen Işıklar
Bir kafede oturuyorduk. Masaya vuran loş ışık yüzünü aydınlatıyor, dudaklarında yarım bir tebessüm dolaşıyordu. “Biliyor musun?” dedi. “Burada yaşamak kolay değil ama sevmek kolay. Çünkü insanlar tutkuyu gizleyemez.” O cümle içime kazındı. Beylikdüzü’nün karanlık sokakları bile o an bana daha sıcak göründü.
Erotizmin İnce Çizgisi
Tutku, burada sadece bedende değil, bakışta başlar. Bir sigara dumanının arasında süzülen gözler, dokunmadan da yakabilir insanı. Travestilerin gece hayatında erotizm, bir oyun değil; bir yaşama biçimidir. Her adımda, her kahkahada, her dokunuşta yeniden doğar.
Cesaretin Ardındaki Kırılganlık
Beylikdüzü’nün travestileri, sokaklarda yürürken cesurdurlar. Yüksek topukların çıkardığı tok ses, bir meydan okuma gibidir. Ama iç dünyalarında, herkes gibi, kırılganlık saklıdır. İşte bu çelişki onları daha da insan, daha da gerçek yapar.
Bir Gece, Bin Hikâye
O gece birlikte yürüdük sahile doğru. Deniz sessizdi ama kalbimiz hızlı atıyordu. Söylediği her söz, İstanbul’un karmaşasına rağmen basit bir gerçeği hatırlatıyordu: tutkular bastırıldıkça değil, yaşandıkça güzeldir. Ve biz o an tutkuyu tam kalbinde hissettik.
Sabahın Sessizliği
Güneş doğarken, Beylikdüzü sokakları yeniden sıradan hayatına döndü. İnsanlar işe koştu, trafik başladı. Ama biz geceyi sırtımızda taşıyorduk. Çünkü bazı geceler, sabah olunca bitmez. Onlar insanın kalbine işlenir.
Beylikdüzü’nde Bir Gece
Yağmur yeni durmuştu. Kaldırımlar hâlâ ıslaktı, neon ışıklar su birikintilerinde kırılıyordu. Onu ilk kez sahil yolunda gördüm; yüksek topuklarıyla yürürken, şehrin gürültüsü susmuş gibiydi.
“Geç kaldın,” dedi, gülümseyerek. Halbuki buluşmamız yoktu. Ama o cümle, aramızda yıllardır söylenmesi gereken bir söz gibi geldi bana.
Bir kafede oturduk. Kahvemiz soğudu, sigaramız bitti ama sohbet bitmedi. Bana çocukluğunu, ilk yalnızlığını, en büyük cesaretini anlattı. Her kelimesinde bir hüzün, her gülüşünde bir tutku vardı.
Geceyi sahilde bitirdik. Sessizliği sadece dalgalar bozuyordu. Elimi tuttu; üşümüyordu, ama içimde bir sıcaklık yayıldı.
“Beylikdüzü’nde geceler kısa sürer,” dedi. “Ama bazen bir gece, bir ömre değer.”
Ve o an, İstanbul’un kalbinde gerçekten başka türlü atmaya başladı.