İstanbul’un en çok “kendin ol” denilen ama bunun her zaman kolay olmadığı semtlerinden biri. Dışarıdan bakıldığında özgürlük, sanat, müzik ve renkli sokaklar… Ancak modernitenin gölgesinde, özellikle trans bireyler için hayat her zaman vitrine yansıdığı kadar rahat akmıyor.
Gündüzleri Moda’da kahve içen kalabalık, akşamları Yeldeğirmeni’nde sokak müziğine eşlik eden insanlar… Bu kozmopolit yapı, trans bireylere görünürlük sağlıyor ama görünürlük her zaman kabul anlamına gelmiyor. Kadıköy’de trans yaşam, bir yandan cesaretle “buradayım” demek, diğer yandan temkinli adımlar atmak demek.
Birçok trans birey için Kadıköy, nefes alınabilen nadir alanlardan biri. Saçını istediği renge boyayabilmek, kıyafetini saklamadan yürüyebilmek, bir kafede tek başına otururken fazla dikkat çekmemek… Bunlar küçük gibi görünen ama hayati detaylar. Modern yaşamın sunduğu bireysellik, translar için bir sığınak gibi; fakat bu sığınak her an çatlayabiliyor.
İş bulma, ev kiralama, sağlık hizmetlerine erişim gibi konular hâlâ ciddi bir mücadele alanı. Kadıköy “hoşgörülü” olarak anılsa da, kapalı kapılar ardında önyargılar devam ediyor. Modernite burada biraz ikiyüzlü davranıyor: sokakta alkışlanan çeşitlilik, sözleşme masasında sessizliğe dönüşebiliyor.
Öte yandan Kadıköy’de güçlü bir dayanışma da var. Küçük sanat atölyeleri, alternatif mekânlar, queer dostu etkinlikler… Trans bireyler yalnız olmadıklarını buralarda hissediyor. Bir bakışla anlaşmak, kısa bir gülümsemeyle “yalnız değilsin” demek, bazen en güçlü destek oluyor.
Kadıköy’de trans yaşam, tam olarak bir çelişkiler bütünü. Modernlik bir yandan özgürlük vaat ederken, diğer yandan sınırlarını da hissettiriyor. Yine de bu semtte yaşayan trans bireyler, her gün küçük devrimler yapıyor: sokağa çıkmak, görünür olmak, varlığını saklamamak.
Belki de Kadıköy’ün asıl modernliği burada yatıyor. Kusursuz olmamasında, ama değişmeye açık olmasında. Trans yaşam bu değişimin tam ortasında duruyor; bazen yorulmuş, bazen umutlu ama her zaman gerçek.
Bir Sokak, Bir Hayat, Birkaç Dürüst Cevap
– Kadıköy senin için ne ifade ediyor?
Açık konuşayım… Kaçış. Ama tam bir kurtuluş değil. Buraya ilk taşındığımda “oh be” demiştim. Kimse dönüp dönüp bakmıyor gibi gelmişti. Ama zamanla anladım, bakışlar azalıyor sadece, tamamen bitmiyor.
– Peki modern bir semt olmak bunu kolaylaştırıyor mu?
Kısmen. Kadıköy modern evet ama bu modernlik biraz vitrin gibi. Saçın mavi olunca alkış, ama “transım” dediğinde yüzler değişebiliyor. Yani tolerans var ama sınırı da var. Onu hissediyorsun.
– Günlük hayatta en zor an ne oluyor?
En basiti: ev bakmak. Telefonda her şey tamam, yüz yüze gelince “evi başkasına verdik” deniyor. Ya da iş görüşmesi… CV güzel, sohbet iyi, sonra sessizlik. Kadıköy’de bile bu yaşanıyorsa başka yerde düşünemiyorum.
– Sokakta yürürken nasılsın?
Eskisi kadar korkmuyorum ama rahat da değilim. Kulaklık takmak bir refleks mesela. Hem müzik dinlemek için değil, dünyayı biraz kapatmak için. Bazen Moda’da yürürken “buraya aitim” diyorum, bazen aynı sokakta yabancı hissediyorum.
– Dayanışma var mı?
Var, iyi ki var. Küçük ama gerçek. Bir kafede çalışan birinin göz kırpması, bir mekânda adını doğru hitapla söylemeleri… Bunlar dışarıdan küçük ama bizi ayakta tutan şeyler. Kadıköy’de yalnız değilsin ama kalabalıkta da tek başına kalabiliyorsun.
– Modernite sence ne vaat ediyor?
Özgürlük vaat ediyor ama bedeli var. Güçlüysen, sesin çıkıyorsa sorun yok. Ama yorgunsan, kırıldıysan modernlik seni korumuyor. Yine de Kadıköy’de bu mücadeleyi vermek, başka yerlere göre daha mümkün.
– Gelecek için umutlu musun?
Dalgalı. Bazı günler çok. Bazı günler “olduğu kadar” diyorum. Ama şunu biliyorum: burada yaşamak bile bir direniş. Sokağa çıkmak, kahve içmek, gülmek… Bunlar bile politik oluyor bazen.
– Son olarak… Kadıköy’de trans olmak ne demek?
Her gün yeniden kendin olmak. Korkarak bazen, cesurca bazen. Modernitenin altından sızan gerçeklerle yaşamak. Ama yine de vazgeçmemek.